Fibula Nereye Aittir?
Bir sabah uyandım ve her şeyin tamamen değiştiğini fark ettim. O an, kendimi kaybolmuş hissediyordum. Kayseri’nin soğuk sabahı, içimi ürpertse de dışarıda güneş parlıyordu. Ama ben, içimdeki o boşluğu bir türlü dolduramadım. Belki de uzun zamandır bir yerlerde kaybolmuştum. Nerede olduğumu, neyi aradığımı bilmiyordum. Bu yazıyı yazarken, Fibula’nın nereye ait olduğunu anlamaya çalışıyorum, belki de bu yolculuğu kendim için yapıyorum. Çünkü hayat bazen bize böyle sorular sordurur: Nerede, nasıl, kiminle ve kim için varız?
Kayseri’nin Arnavut Mahallesi’nde Bir Gün
Geçen hafta, Arnavut Mahallesi’nde bir yürüyüş yaparken, yerel bir antikacının dükkanının önünde durdum. Zamanın içinde kaybolmuş gibi hissediyordum. Dükkanın içinde, eskiden kalma parçalarla dolu bir atmosfer vardı; tozlu kitaplar, antikalar ve parçalanmış porselenler… Ama bir köşede, bir şey dikkatimi çekti: Eski bir kemik parçası. İlk başta, dikkatle bakmadım; belki de sıradan bir şeydir diye düşündüm. Ama sonra aklımda bir ses çalmaya başladı: Fibula.
Fibula… Evet, bu kelime uzun zamandır kulaklarımda çınlıyordu. Ne olduğunu bilmiyordum, ama bir yerlerde okumuştum ya da birinin lafını duymuştum. O an, merakım daha da arttı. Bu kemik parçası, bir zamanlar bir insanın vücudunun bir parçası olmuştu. O kişiyi ve zamanını düşündüm. Nereden geliyordu? Kimdi bu kişi? Kayseri’de nasıl bir iz bıraktı? Sorularım çığ gibi büyüdü.
Fibula Nereye Aittir? – Bir İpucu
Fibula, aslında bir insanın bacak kısmındaki küçük, ince kemiğe verilen isimdir. Belki de bazen fark edilmiyor, ama o kemiğin görevi çok önemli. Bacak kaslarını destekler, dengede kalmanıza yardımcı olur. Ancak bu kemik, çok fazla hatırlanmaz. Tıpkı benim gibi. Hep bir kenarda, bir köşede, ama varlığını hissettiren.
Antikacının dükkanında bu kemik parçasını gördüğümde, birden bire dükkanın tüm havası değişti. Sadece toprak kokusu, o eski kitapların arasındaki gizemi değil, aynı zamanda zamanın çok geriye gitmiş olmasını hissedebiliyordum. Kayseri’nin merkezine yakındık, ama burası sanki başka bir zamandan gelmiş gibiydi. Burası, beni geçmişimle yüzleştiriyordu.
O kemik parçasını elime aldım ve eski zamanların duygusunu hissettim. Geçmişin sesleri, adımlarımın altında yankılandı. “Fibula,” diye mırıldandım. Nereye aitti? Ona ait olan kimdi? Bunu öğrenmek, sanki kaybolan bir parçayı bulmuş gibi bir şeydi.
Kaybolan Parçalar
Bir zamanlar, lise yıllarımda, eski bir romanda bir karakterin kaybolan bir parçasını bulmaya çalıştığı bir hikaye okumuştum. O parça bir zamanlar varmış ama şimdi kaybolmuştu. Yazar, kaybolan bu parçayı bir obje olarak tanımlamıyordu. Kaybolan parça, kişinin ruhuydu. Kim olduğunu unutmuştu, ya da kim olduğunu bilmemek üzere bir yere gitmişti. O günden sonra hep düşündüm: Benim kaybolan parçam neydi?
Bir yandan da, Kayseri’nin topraklarının, dağlarının ve ova yollarının beni bir şekilde kendime doğru çektiğini hissediyorum. Bazen bu şehri terk etmek istesem de, içimdeki bağlar beni burada tutuyor. Ve her köşe başında, bir anı ya da bir hissi bırakıp gitmek istemiyorum. Kayseri’nin tarihi, beni geçmişimle yüzleştiriyor. Sadece zamanın hızla geçmesi değil, bir de herkesin kaybolan parçalarını araması…
Kayseri’ye ait olmak, bazen bir yabancı gibi hissettiriyor. Ama o kemik parçası, birden kaybolan tüm kimliklerin bir araya geldiği bir yolculuğa çıkmamı sağladı. Kaybolan, zamanın içinde kaybolmuş bir parçanın bulunmasıydı. Fibula, bir kaybolmuşluğun simgesiydi. Hangi zamanın izinden gidiyoruz? Geçmişin yaralarını sararken, geleceğin belirsizliğine doğru yol almak… Kaybolmuş bir parça, zamanla bizi nasıl değiştirebilir ki?
Kayseri ve Gelecek
Bugün, bu yazıyı yazarken, eski dükkanın içinde geçen zaman aklıma geldi. O an ki düşüncelerim, hala içimde. Fibula nereye aittir? Belki de bu soruyu yalnızca geçmişin izlerini sürenler anlayabilir. Kayseri’nin dağlarında, ova yollarında gezinen insanlar, bir zamanlar kimin buralarda olduğunu hissettiklerinde belki de bunu fark ederler. Kaybolan geçmiş, ancak şimdi fark edilebilen bir hazineye dönüşür.
Fibula, yalnızca bir kemik parçası değil; bu soruyu sorarken, kaybolan parçamı buluyorum. Hepimizin kaybolmuş bir yanı vardır. Geçmişin ve geleceğin, iç içe geçmiş bir hayatta bulduğum o kemik parçası, belki de bir zamanlar bizlere ait bir yerin izini sürüyor.
Sonuç: Hepimizin Bir Yeri Var
Zamanla, kaybolan parçalar yerine hep yeni izler bırakmayı öğrendim. Artık, kaybolduğumda kaybolmuş hissetmiyorum. Her şeyin bir anlamı olduğunu fark ediyorum. Fibula, kaybolan bir parçanın yerine konmuş bir kemik parçası değil. Her zaman ne aradığınızı bilmek, bazen sizi bulmak için yeterlidir. Ve bu, kaybolmuş olanın, zamanla nasıl bir yer kazandığının göstergesidir.
Kayseri’nin sıcak yaz akşamlarında yürürken, kaybolan parçamın ne olduğunu düşündüm. Ama belki de onu bulduğum zaman, bir yerin, bir zamanın ve bir kimliğin kaybolmuş olmadığını anlayacağım. Çünkü kaybolan her şey bir yerden gelir, bir yere ait olur. Ve belki de her parça, sonunda geri döner.